Telefonunuzdaki rehbere bir göz atın. Yüzlerce isim, belki binlerce. Şimdi kendinize daha zor bir soru sorun: Gecenin üçünde başınız derde girse bu isimlerden kaçını arayabilirsiniz? Kaçının telefonu açacağından emin olursunuz? Bu iki sayı arasındaki uçurum, çağımızın belki de en sessiz hikâyesini anlatıyor. Bu hikâyeyi en iyi anlatanlardan biri de Polonya doğumlu, uzun yıllar Leeds Üniversitesi’nde ders vermiş bir sosyolog: Zygmunt Bauman.

Bauman, 2000 yılında yayımlanan Akışkan Modernlik (Liquid Modernity) kitabında basit ama son derece verimli bir imge önerdi. Katı cisimler biçimlerini korur; onları bir yere koyarsınız, orada kalırlar. Sıvılar ise öyle değildir: Hiçbir biçimi uzun süre tutamaz, içine döküldükleri kabın şeklini alır, en küçük çatlaktan sızarlar. Bauman’a göre modern toplum bir dönem katıydı; artık ise akışkan.

Katıdan akışkana

Bauman’ın “katı modernlik” dediği dönemi gözümüzün önüne getirmek zor değil. Büyük fabrikalar, kuşaktan kuşağa geçen meslekler, ömür boyu sürmesi beklenen evlilikler, bir kez girildiğinde emekliliğe kadar terk edilmeyen kurumlar. Bu dünya pek çok bakımdan baskıcıydı; bireye dar bir koridor sunuyor, o koridordan çıkmayı ağır biçimde cezalandırıyordu. Ama bir şeyi de sağlıyordu: öngörülebilirlik. Yarın, aşağı yukarı bugüne benzeyecekti.

Modernliğin kendisi aslında baştan beri bir eritme projesiydi. Gelenekleri, loncaları, dinsel otoriteleri, doğuştan gelen statüleri çözdü. Ancak Bauman’ın vurguladığı nokta şudur: Erken modernlik eski katıları eritirken yerlerine daha sağlam, daha rasyonel yenilerini koymayı amaçlıyordu. Bugün ise eritme işlemi kendi başına bir amaca dönüştü. Yeni kalıplar dökülmüyor; ya da döküldükleri anda yeniden erimeye başlıyorlar.

Bu değişimin bedeli belirsizliktir. Bauman, eski düzende insanların güvenlik uğruna özgürlüklerinin bir kısmından vazgeçtiğini, bugün ise özgürlük uğruna güvenliğimizden vazgeçtiğimizi düşünüyordu. Seçeneklerimiz hiç olmadığı kadar çok; ama hiçbir seçimin bizi uzun süre taşıyacağından emin değiliz.

İş, kimlik ve tüketici birey

Bu akışkanlığı en çıplak biçimde iş hayatında hissediyoruz. Esneklik bir zamanlar jimnastik salonlarının erdemiydi; bugün iş ilanlarının vazgeçilmez sözcüğü. Projeden projeye geçiyor, sözleşmelerin kalan süresini sayıyor, özgeçmişimizi her an güncel tutuyoruz. Kariyer artık tırmanılacak bir merdiven değil; daha çok üzerinde dengede durmaya çalıştığımız kaygan bir zemin.

Kimlik de bundan nasibini alıyor. Katı modernlikte kim olduğunuz büyük ölçüde size verilirdi: sınıfınız, mesleğiniz, mahalleniz. Akışkan modernlikte kimlik bir ödeve dönüşüyor. Onu kendimiz kurmak, sürdürmek, gerekirse söküp yeniden yapmak zorundayız. Bauman’ın gözünde bu ödevin yapıldığı başlıca alan tüketimdir. Ne giydiğimiz, nereye gittiğimiz, hangi markayı seçtiğimiz, kim olduğumuzu ilan etmenin araçları hâline geliyor. Toplum bizi önce üretici olarak değil, tüketici olarak çağırıyor.

Tüketicinin temel ahlakı ise bağlanmamaktır. İyi tüketici hiçbir nesneye fazla yapışmaz; yenisi geldiğinde eskisini gönül rahatlığıyla bırakabilmelidir. Tatmin kısa sürmeli, çünkü kalıcı bir tatmin yeni arzulara yer bırakmaz. Sorun şu ki bu tutum nesnelerle sınırlı kalmıyor; zamanla insanlara, yerlere ve kendi geçmişimize bakışımıza da sızıyor.

Akışkan aşk

Bauman, 2003’te yayımlanan Akışkan Aşk (Liquid Love) kitabında aynı mantığın en mahrem alanımıza, ilişkilerimize nasıl sızdığını inceledi. Kitabın temel gözlemlerinden biri, “ilişki” kavramının yerini giderek “bağlantı” kavramına bırakmasıdır. İlişki emek, sabır ve karşılıklı yükümlülük ister; insanı bağlar, bu yüzden de korkutur. Bağlantı ise hafiftir: Kurmak da koparmak da bir dokunuş kadar kolaydır.

Bauman’ın dikkat çektiği çelişki burada yatıyor. Bir yandan güvenli, sıcak, kalıcı bir bağ özlüyoruz; öte yandan bu bağın bizi kısıtlayacağından, daha iyi bir seçeneği kaçırmamıza yol açacağından korkuyoruz. Sonunda ilişkilerimizi de birer seçenek gibi tutmaya başlıyoruz: kapıyı hep biraz aralık bırakarak, çıkış yolunu gözden kaybetmeden. Kitap yayımlandığında flört uygulamaları bugünkü yaygınlığından çok uzaktı; yine de Bauman’ın çizdiği tablo, ekranda parmağımızı sağa sola kaydırdığımız bu yeni romantik pazarı şaşırtıcı bir isabetle sezmiş gibi görünüyor.

Akışkan bir dünyada en büyük lüks özgürlük değil, bir şeyin yarın da yerinde olacağına güvenebilmektir.

Bunu bir ahlak vaazı olarak okumamak gerekir. Bauman eski evliliklerin, eski cemaatlerin romantik bir övgüsünü yapmıyordu; o dünyanın boğuculuğunu da biliyordu. Derdi, kazandığımız özgürlüğün beraberinde getirdiği yalnızlığı ve kaygıyı görünür kılmaktı.

Akışkanlıkta tutunmak

Peki ne yapmalı? Akıntıya karşı yüzüp katı modernliğe geri dönmek ne mümkün ne de arzu edilir bir şey. Ama akıntıya tümüyle teslim olmak da insanı tükenmişliğe sürüklüyor. Belki de asıl soru, suyun nasıl durdurulacağı değil, suyun içinde neyin bizi taşıyabileceğidir.

Kulüp olarak vardığımız ilk cevap, bilinçli bağlılık. Akışkan bir dünyada bağlılık artık kendiliğinden gelmiyor; onu seçmek gerekiyor. Bir dostluğu, bir zanaatı, bir mahalleyi, bir ilişkiyi, daha parlak bir seçenek çıkabileceğini bile bile sürdürmeye karar vermek, bugün neredeyse aykırı bir davranış. Tam da bu yüzden anlamlı.

İkinci cevap, yavaşlık. Akışkanlık hızla beslenir; her şeyin geçici olduğu duygusu, hiçbir şeye derinlemesine zaman ayırmamamızla güçlenir. Bir kitabı sonuna kadar okumak, bir sohbeti yarıda kesmemek, bir beceride yıllarca ustalaşmak, akıntının ortasında küçük adalar kurmaya benziyor.

Üçüncü cevap ise başkalarıyla birlikte olmak; KKDK’nin varlık sebebi de biraz bu. Bauman’ı en çok kaygılandıran şeylerden biri, toplumsal sorunların bireysel sorunlara dönüştürülmesiydi: Güvencesizlik yapısal bir mesele olduğu hâlde, herkes onu kendi kişisel başarısızlığı gibi yaşıyordu. Akıntıda tek başına kalan çabuk yorulur; el ele tutuşanlar ise suyun içinde bile bir zincir oluşturabilir.

Rehberdeki o yüzlerce isme dönelim. Hepsini derin birer ilişkiye dönüştürmek mümkün değil, gerekli de değil. Ama gecenin üçünde arayabileceğimiz insanların sayısını birer birer çoğaltmak, belki de bu çağda yapabileceğimiz en radikal şeydir.

KKDK okuma önerisi

Zygmunt Bauman, Akışkan Modernlik (Liquid Modernity), 2000.

Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk (Liquid Love), 2003.

Richard Sennett, Karakter Aşınması (The Corrosion of Character), 1998.